Mutlaka İzlemeniz Gereken Türk Yapımı Kült Filmler

Mutlaka İzlemeniz Gereken Türk Yapımı Kült Filmler
Sanatseverler buraya! Kült filmler benim vazgeçilmezim, onları sıkıcı bulmuyorum, bizlere hayatı farklı açıdan gösteriyor diyorsanız bu haberimiz sizin için. Belki birçoğunu izlediniz ama izlemediğiniz birkaç film vardır diye düşünüyoruz. Sizin için özenle hazırladığımız bu film listesini dikkatle inceleyin. 

Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan – 2014)

Kış Uykusu (Nuri Bilge Ceylan – 2014)

Aydın emekli bir tiyatrocudur; oyunculuğu bıraktıktan sonra Kapadokya'ya babasından yadigâr kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla... Kışın bastırması ve artan kar yağışı bu küçük taşrada en çok Aydın'ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder. Kış Uykusu Cannes'da büyük ödül Altın Palmiye'ye layık görüldü.

Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan - 2011)

Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan - 2011)

Bir doktor ile bir savcının 12 saatlik gerilimli öyküsünün peliküle aktarıldığı filmin başrollerinde Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan ve Taner Birsel yer alıyor. Senaryoda Ebru ve Nuri Bilge Ceylan'ın yanı sıra Ercan Kesal'ın da imzası var. Bir Zamanlar Anadolu’da, Nuri Bilge Ceylan'a Uzak ve Üç Maymun zaferlerinden sonra Cannes'da Büyük Jüri Ödülü'nü kazandırdı.

İklimler (Nuri Bilge Ceylan – 2006)

İklimler (Nuri Bilge Ceylan – 2006)

İsa ve Bahar, çalkantılı ruhlarının farklı iklimlerinde ortak bir mutluluğu paylaşamamaktadırlar. Mimar olan İsa ile televizyonda çalışan Bahar, iki farklı iklimin yaşandığı Kaş ve Ağrı’da, birbirini takip eden süreçlerde biraraya gelirler. Kaş, güneşin, kuytuda tek bir bilinmeyen bırakmayan parıltılı hali ile Ağrı ise soğuk ve kardan sıkı sıkıya örtülen bedenlerin aksine, kar beyazının aydınlığı ile gerek hayatlarında gerekse ilişkilerinde hiçbir bilinmeyen bırakmayacaktır. Cannes’da büyük ödül için yarışan film FIPRESCI ödülüne layık görüldü.

Mayıs Sıkıntısı (Nuri Bilge Ceylan - 1999)

Mayıs Sıkıntısı (Nuri Bilge Ceylan - 1999)

Nuri Bilge Ceylan'ın ikinci uzun metraj filmi olan Mayıs Sıkıntısı, yurtiçi ve yurtdışında birçok festivalden ödül kazanmış bir film. Filmin konusunu yıllar sonra ailesinin-akrabalarının yaşadığı, çocukluğunun geçtiği kasabaya elinde bir kamera, kafasında bir film yapma tasarısı ile giden bir adamın öyküsü oluşturuyor.

Yeraltı (Zeki Demirkubuz – 2012)

Yeraltı (Zeki Demirkubuz – 2012)

Nefret ettiği eski arkadaşlarının akşam yemeğine kendisini zorla davet ettiren Muharrem'in, bu yemek ile birlikte başlayan didişmeleri, ego gösterileri sonucu eski defterlerin açılması ile utanç dolu hesaplaşmalarla karşı karşıya kalmasını konu alan Yeraltı, bireyin varoluşsal sorunlarını irdeleyen bir film.

Kader (Zeki Demirkubuz – 2006)

Kader (Zeki Demirkubuz – 2006)

Kör düğüm olmuş bir aşk üçgeni, Bekir, Uğur ve Zagor'un bu zorlu yolculuğunda işler karışıktır. Bekir Uğur’a, Uğur Zagor’a, Zagor’da serseriliğe aşıktır. Karşılığını bulamayan kalplere tutkun bu üç insanın yolu, tutkunun beslediği bir kaderle birbirine bağlanır. Uğur, Zagor’un hapisten çıktığı gece, mahallede işlenen bir cinayetin ardından ortadan kaybolur.

Masumiyet (Zeki Demirkubuz – 1997)

Masumiyet (Zeki Demirkubuz – 1997)

On yıllık mahkûmiyeti biten Yusuf tahliye zamanı gelince, kalan ömrünü cezaevinde geçirmek istesede dışarı çıkmak zorunda kalır. Elinde yıllardır görmediği, müebbet mahkûmu bir arkadaşının verdiği adres ile bir namus davası yüzünden aşığını öldürüp, kendisini sakat bıraktığı ablasını görmek için İzmir'e gelir. Ablası ve eniştesinin evinde gördüklerinden kaçıp ucuz bir otele yerleşir. 

Yumurta (Semih Kaplanoğlu –2007)

Yumurta (Semih Kaplanoğlu –2007)

Yusuf on beş yıl önce yaşadığı kasabayı terk edip İstanbul’a gelmiştir. Büyük şehir ile kasaba arasındaki çatışmanın çapraz ateşinde kalmıştır, bir kimlik bunalımındadır Yusuf. Yazdığı şiir kitabını, kendi dışında kimse umursamamıştır. Yusuf’un şehirdeki yaşamını, yaşadığı hayal kırıklıkları belirlemektedir. Ansızın kasabadan gelen bir ölüm haberi, onu kasabaya geri götürecektir. Yusuf, ölen annesini uğurlamak için kasabaya döner. Kasabada, Aradığından fazlasını bulacaktır.

Süt (Semih Kaplanoğlu – 2009)

Süt (Semih Kaplanoğlu – 2009)

Yusuf ile annesi, Yusuf'un yıllar önce ölen babasından kalan ineklerin sütüyle geçinmeye çalışmaktadırlar. Yaşadıkları İç Anadolu kasabası son yıllarda etrafta kurulan sanayi tesisleri nedeniyle modernleşirken geleneksel üretim yöntemleri ve bazı meslekler hızla yok olmaktadır. Liseyi bitirdikten sonra üniversite imtihanını kazanamayan Yusuf'un büyük bir tutku ile yazdığı şiirler, adını sanını kimsenin duymadığı bazı edebiyat dergilerinde yayınlanmaktadır. Ama ne şiirin ne de değeri günden güne düşen sütün Fatma ve Yusuf'a bir katkısı vardır. Fatma, istasyon şefine duyduğu aşkla kadınlığını hatırlar ve hızla değişir. Annesinin ilgisinin kendisinden başka bir erkeğe yöneldiğini geç de olsa fark eden Yusuf, askerlik yoklaması ve muayene için apar topar büyük şehre gitmek zorunda kalır. Şehirde şiire meraklı, üniversiteli genç kız Semra ile tanışır ama bu heyecan kısa sürer; çocukken yaşadığı ateşli bir hastalık nedeni ile askerlik yapamayacağı ortaya çıkınca kasabaya geri döner. Hem görmezden gelmek zorunda kaldığı Fatma'nın ilişkisi hem de çürüğe çıkarılmış olmanın ağırlığı, erkek kültürün egemen olduğu topraklarda Yusuf'u bir seçim yapmaya zorlar. 

Bal (Semih Kaplanoğlu – 2010)

Bal (Semih Kaplanoğlu – 2010)

Yusuf’un babası, kasvetli bir ormanın içerisinde arıcılıkla hayatını kazanmaktadır. Yusuf ise henüz yeni okula başlamıştır. Bir gece gördüğü rüyayı babasına anlatır. Rüyanın içeriği ise bir sırdır. Bir gün Yusuf’un babası ormanın derinliklerine dalar. Geri gelmeyişi, Yusuf’u içine kapanık bir insana dönüştürür. Gün geçtikçe insanlardan daha da uzaklaşan bir çocuk olan Yusuf, bir gün ormanın derinliklerine dalıp babasını aramaya çıkacaktır. Bal, Berlin’de Altın Ayı ödülüne layık görüldü.

Kosmos (Reha Erdem – 2010)

Kosmos (Reha Erdem – 2010)

Kosmos, mucizeler yaratan bir hırsızdır. Dağlardan taşlardan, ağlayarak ve sanki birilerinden kaçar gibi gelir bu zaman dışı sınır şehrine. Şehre girer girmez nehirde boğulan bir küçük çocuğu kurtarır ve mucize yaratan insan olarak hemen kabul görür şehirde. Kosmos sıradan birisi değildir. Kosmos’u hiç yemek yerken ya da uyurken görmeyiz. En büyük ihtiyacı çay, tek besini ise avuç avuç yediği kesme ya da toz şekerdir. Şaşırtıcı maharetlerinden birisi de yüksek yüksek ağaçlara büyük bir kolaylıkla tırmanıp, incecik dallarında bir kuş gibi oturabilmesidir.

Beş Vakit (Reha Erdem – 2006)

Beş Vakit (Reha Erdem – 2006)

Zaman her gün ezan sesiyle beş ayrı vakte bölünür. İnsana özgü bütün olaylar her gün bu beş vakit dilimi içinde yaşanır. Yetişkinler büyüklerinden gördüklerini çocukları üzerinde devam ettirirler. Sevgilerini beceriksizce gösterip, dayağı cennetten çıkma sayarlar. Babalar daima oğullarından birini ötekine üstün tutar. Anneler kızlarına acımasızca buyurur. Çocukluktan gençliğe geçen, 12-13 yaşlarında üç çocuk Ömer, Yakup ve Yıldız bu beş vakitli filmde, köy sakinleri arasında öne çıkar. Beş vakit geçer ve çocuklar bu küçük köyde öfkeyle suçluluk arasında gidip gelerek, ağır ağır büyürler.

Filler ve Çimen (Reha Erdem – 2001)

Filler ve Çimen (Reha Erdem – 2001)

Başarılı bir sporcu olan Havva'nın tek hayali Avrasya Maratonu'nu kazanmaktır. Yoksul bir genç kız olan Havva böylece silgi fabrikasından kazandığı az miktardaki paranın üstüne ekleyerek askerliğini yaptığı sırada bir mayına basıp sakat kalan kardeşini tedavi ettirebilecektir. Zorlu bir antrenman sürecinde olan Havva bu esnada lüks bir otel tarafından yiyecek yardımıyla destek bulur. Ancak bu otelle ilgili büyük problemler vardır. Mafya tarafından elde edilmek istenen otel türlü kirli oyunlara sahne olur. Tüm bu kirli çevrenin içerisinde var olmaya çalışan Havva'nın tek derdi ise maratonu kazanmaktır.

Kesik (Fatih Akın – 2014)

Kesik (Fatih Akın – 2014)

Mardin'de eşi ve ikiz çocuklarıyla birlikte yaşayan ve demircilik yaparak geçimini sağlayan Nazaret'in hayatı Birinci Dünya Savaşı'nın hüküm sürdüğü 1915 yılının kara gecelerinden birinde bambaşka bir noktaya sürüklenir. Bölgedeki tüm Ermeni halk evlerinden sürülmektedir. Genç adam da ailesinden koparılır, bilmediği yerlere uzanan zorlu bir yolculuğa çıkar ve bir şekilde hayatta kalmayı başararak yolculuğuna devam eder. Artık sahip olduğu her şeyi ardında bırakmış, ailesi ve evi çok uzakta kalmıştır. Ne var ki aradan geçen zamana ve tüm bilinmezliklere rağmen çocuklarını aramaktan vazgeçmeyecektir.

Duvara Karşı (Fatih Akın – 2004)

Duvara Karşı (Fatih Akın – 2004)

Piskolojik açıdan zor zamanlar geçirip de intihara teşebbüs eden 40 yaşındaki Cahit, hem alkol hem de uyuşturucu bağımlısıdır. Kendisi ile ilgilenen piskiyatrist ona, hayata yeniden tutunabileceği bir dünya görüşünü empoze edebilmiştir. O noktadan sonra da Cahit, yeni bir hayata başlamaya hazırdır. Öte yanda Sibel de ailesinde yaşadığı baskılar sonucunda aynı şekilde intihara teşebbüs eden genç ve güzel bir kadındır. Bir an o da kendisine başka bir seçenek yaratmaya karar verir ve Cahit’ten kendisi ile evlenmesini ister. Bu iki insan bir kez daha hayatlarına şans vermek yolunda illa ki kaderin saklı tuttuğu aşk ile sınanacaklardır.

Elveda Berlin (Fatih Akın – 2016)

Elveda Berlin (Fatih Akın – 2016)

Zengin, ancak birbiriyle doğru düzgün iletişimi olmayan bir ailenin çocuğu olan 14 yaşındaki Maik (Tristan Göbel), yaz tatilini tek başına geçirmek zorunda kalmıştır, nitekim babası bir iş yolculuğuna çıkmış, annesi ise alkol tedavisine alınmıştır. Sınıflarına sonradan gelmiş göçmen Andrej Tschick (Anand Batbileg) bir gün çalıntı bir Lada Niva ile kapısına gelir. Maik ilk başta tereddüt etse de yeni arkadaşıyla yolculuğa çıkmayı kabul eder. Berlin'den başladıkları bu yolculukta hiç hayal edemedikleri olaylarla karşılaşıp biraz daha büyüyeceklerdir. 

Sonbahar (Özcan Alper – 2008)

Sonbahar (Özcan Alper – 2008)

Devrimci bir genç olan Yusuf, 12 yıl kaldığı cezaevinden birkaç ay ömrü kaldığı için salınır. Çamlıhemşin-Fırtına Vadisi'ndeki köyüne, yaşlı annesinin yanına döner. Köyün bozulan ekonomisi yüzünden sadece yaşlıların kaldığı köyde, zamanını arkadaşı Mikhail ile yaşayamadıkları gençliklerini düşünerek ve akoru bozulan tulumunu onararak geçirir. Çoğu zaman hapishanedeki yaşamının alışkanlığıyla kendini eve kapatır ve iç hesaplaşmasını yaşar.

Yorumunuz

Yorumunuz Başarıyla Kaydedildi. Yönetici onayından sonra yayına alınacaktır